
Geçmiş çalışmalarda duyguların insan hayatında ayırt edici bir yanı olmayan ve yıkıcı dürtüsel etkileri bulunan durumlar olarak ele alınmakta olduğu görülür. Günümüzde yapılan çalışmalardaysa duyguların farklı sorunlara sebep olsalar dahi birçok işlevsel özelliğe sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Kişinin karar vermesini kolaylaştırmak, hızlı tepki verebilme dürtüsünü sağlamak, bireyin organizmayı ve çevreyi anlamlandırmasına yardımcı olan bir terim olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu kavram bireylerin dünyayı ve kendilerini algılayış biçimleri hakkında da bilgi verir. İletişimin ardındaki niyetleri ve kişilerarası etkileşimleri düzenleyen ve sinyal niteliği gören sistem yine duygulardır. Yani duygular kişinin benliği ve diğerleriyle olan ilişkilerini düzenleyen ve yaşamı anlamlı kılan önemli bir olgudur (Gross, 1998b).
DUYGU NEDİR?
Werner ve Gross (2010) organizmanın hayatta kalabilmesi için gerekli olan besinin duygular olduğunu belirtmiştir. Denollet ve diğerleri, (2008) yaşama tat katan baharatların duygular olduğunu söylerler. Duyguları farklı başlıklarla kategorize edebiliriz. Örneğin duygular hafif şiddette ya da yoğun, olumlu veya olumsuz, kısa yahut uzun , birincil veya ikincil olabildiği gibi genel veya özel duygular şeklinde sınıflanabilir ve kategorilerdeki yeri dinamiktir.
Duygu kelimesinin kavramsallaştırılması ve üzerinde çalışılması için her ekolün birbirinden çeşitli yollarla araştırmalar yaptığını biliriz. Fakat tüm psikoterapilerin ortak birincil amacının, terapiye başvuran kişinin yaşadığı duygusal acının azaltılması ; duygunun ne olduğu ve günlük yaşamdaki etkilerini araştırmak olduğu söylenebilir (Özakkaş, 2020). Duygu odaklı terapi ekolüne göre duygular, benliğin oluşumunda temel rol oynayan kendilik algısının temel belirleyicileridir. En temelde duygular, insanların çevreyle etkileşimini ve iyi oluşlarını sağlayan bilgiyi işlemleme sürecinde eyleme geçme hazırlığının esnek haldir. Duygular yaşanan durumlar karşısında, özellikle zarar verici durumlarda, neyin öncelikli, değerli ve temel ihtiyaç olabileceğini bireye göstermektedir (Greenberg, 2004a).
Temel duyguların neler olduğu konusunda araştırmacılar arasında büyük bir uçurum olmasına karşın, “büyük beşli” (the big five) denen 5 duygudan söz edilmektedir. Bunlar; öfke, korku, üzüntü, tiksinti ve mutluluktur (Er, 2006).
Duyguların bellek ile ilişki içerisinde olduğu da yine duyguların öneminin anlamlandırılmasında dikkate alınması gereken bir durumdur. Beynin hafızadan sorumlu bir bölümü bilinç süzgecinden geçip yorumlanmış bilgiyi saklarken, diğer kısımda yaşananların kişide bıraktığı gerçek duygusal deneyimler saklanmaktadır. Önemli noktalardan birisi de bireylerin problem çözme ve karar verme becerileri üzerindeki etkisidir. Beynin duygu düzenleme bölümü, bireylerin seçenekler arasında tercihte bulunurken eleme yöntemini kullanmasını sağlayarak karar verme sürecini hızlandırır.
Talamus ve amigdala duyguları açıklayabileceğimiz iki ana sistemdir. Sempatik sinir sistemine duyarlı olan ve bu sistemin işleyişini göstergeleyen ve organizma için hayati öneme sahip uyarıcılara karşı (hayati tehlike ) refleksif tepkiler geliştiren sistem talamustur. Talamus sisteminde açığa çıkan bilgiye duyarlı olup, organizmayı bulunduğu zaman mekan ve yaşantılarına göre değerlendiren bilişsel sistemse Amigdaladır (Davis, Dennis, Daselaar, Fleck ve Cabeza, 2008)

DUYGU DÜZENLEME NEDİR?
Duygu bilişsel (duygunun anlamlandırılması), fizyolojik (vücut tarafından algılanması sonucunda ortaya çıkan reaksiyon) ve davranışsal (duygunun hissedilmesinden sonra vücudun duygu doğrultusunda eylemde bulunması) boyutlardan oluşmaktadır (Vatan, 2014). Duyguları kontrol etmek, duygunun yoğunluğunu azaltmayı veya değiştirmeyi gerekli kılar (Baysan, Arabacı ve diğerleri, 2018). Duygu düzenlemenin üç temel özelliği bulunmaktadır: Birinci özellik olumsuz duygular ortaya çıktığında olumsuz duyguların derecesi azaltılır. İkinci özellik duygu düzenleme bilinçlilik özelliği taşır ve bilinçli bir şekilde olumsuz duygudan uzaklaşılmaya çalışılır. Üçüncü özellik ise duyguya olumlu ya da olumsuz gibi bir değerlendirme yapılmadan nesnel değerlendirilmeye çalışılmasıdır (Akan, 2014).Hayatta başımıza gelen her türlü deneyimin ilk değerlendirme süzgeci duygulardır. Bu yüzden bir durum karşısında bilinçsizce şaşırır, üzülür, sevinir yahut öfkeleniriz. Duygu ortaya çıktıktan sonra duygunun doğru bir tepki ortaya çıkarıp çıkarmadığı, kullanışlı olup olmadığını değerlendiririz. Bu durumda duygular ele alınırken bastırılarak kontrol altına alınacak olgular olmak yerine işlevsel biçimde düzenlenmesi gereken temel malzemelerdir (Greenberg, 2010a).Duygusal uyarıcılara gün içinde her birey maruz kalmaktadır. Kimisi deneyimlediği bu ani duygusal uyarıcıyı düzenleyip dikkatini farklı yöne döndürebilirken, kimisi çabaladığı halde başka yöne dönemez ve bu uyarıcıya takılıp kalır. Duygusal uyarıcıyı yönetmek ve onunla başa çıkma sürecine duygu düzenleme adı verilmektedir. Özetle duygu düzenleme, duygusal tetikleyiciyi muhakeme süzgecinden geçirerek ortaya çıkan tepkinin kontrollü olmasını sağlayan bir müdahaledir (Eldoğan, 2012).
Doğası gereği insan duyguları ile birlikte yaşamaktadır. Bu birliktelik olağan bir akış içerisinde devam edebildiği gibi duyguların şiddetli, aşırı ya da duruma/bağlama uygun olmayan şekilde ortaya çıkması halinde baş etme çabaları ile sürdürülmektedir. Alan yazında olağan akış ya da baş etme çabaları ile ilgili çok sayıda açıklama (örneğin Freud’un savunma mekanizmaları) bulunmakla birlikte güncel yaklaşımlar içerisinde insanın duyguları ile olan birlikteliğinin duygu düzenleme kavramı çatısı altında toplanabileceğini söyleyebiliriz. Duygu düzenleme alan yazını hem uyarıcı tepki arasındaki olağan süreci hem de süreçteki aksaklıkları ve bu aksaklıklarla baş etme mekanizmalarını bütüncül bir çerçevede birlikte ele almaktadır (Vatan, 2014).
Duygu düzenleme süreçlerinde en sık kullanılan yöntemler: bilinçli yaklaşım, duyguların kabulü, tetikleyici duygunun içinde bulunulan duruma uygun hale dönüştürülmesi için işe yarar stratejilerin kullanımı ve kişilerin hem kendi hem karşısındakinin duygularının farkında olması gibi yöntemlerdir (Ehring ve ark., 2014).
Uyarıcı ile temasa geçmeden evvel kişinin durum seçimi yapması, bireyin uyarıcı niteliğindeki kişi, mekan, nesne vb. yönelik yaklaşma ya da kaçınma davranışlarını kapsamaktadır. Bu seçimi yaparken geçmiş yaşantılar, uyarıcıya yüklenen ön kabuller ve beklentiler önemli rol oynar. Örneklemek istersek önemli bir sınav öncesinde bireyin keyifli sohbet edeceği bir ortamda bulunmayı, gergin ve stresli bir ortamda ders çalışmaya tercih etmesi gibi seçim yapacak seçenekleri arasından durum seçiminde bulunması uygun olacaktır. (Gross, 2002). Durum değişimindeyse birey duygusal etkiye maruz kalacağı bir ortamda o etkinin değişmesi adına bazı davranışlarda bulunabilir. Bu durumu bir önceki örnekte bahsi geçen sınav öğrencisi, arkadaşı tarafından kendisine yöneltilen ‘’sınava hazır mısın?’’ sorusunu yaşadığı içsel, duygusal etkiyi yönlendirmek amacıyla ‘’ Bugün burada beraber yemek yerken bu konuda konuşmak istemiyorum.’’açıklamasıyla geri çevirmesi örnekleyecektir. Dikkat yayılması ile kast edilen maruz kalınan ve duygulanımı etkileyen ortamda kişinin seçici dikkatini maruz kaldığı duyusal uyarıcıdan farklı bir uyarıcıya odaklamasıdır. Önceki örnek üzerinden devam edecek olursak yurtta kalan sınav öğrencimiz yemekten odasına döndüğünde oda arkadaşlarının sınav muhabbetlerine maruz kaldığında bu uyarıcıdan kaçınmak adına dikkatini odadaki farklı bir uyarıcıya odaklayarak zihnini meşgul ederek sağlayabilir (Vatan, 2014).
Bilişsel yeniden değerlendirme ile bireyin yapması beklenen, duyguyu açığa çıkaran durumun belli yönüne odaklandıktan sonra bu duruma bağlı olası anlamlar arasından seçim yapmasıdır. Genelde duygusal tepkiyi düzenlemek için kullanılır. Bilişsel yeniden değerlendirmeyle kişi düşünceyi değerlendirdiği gibi duyguyu da yeniden değerlendirebilir. Bilişsel yeniden yapılandırma iki farklı şekilde gerçekleşir. İkinci durumda yaşanan olayla ilgili ortaya çıkan duygular incelenmektir. Bu noktada duygusal katılığın , duygusal esnekliğin, duygu kabulünün, duygu kabulüne dair inançların pozitif/negatif yönlülüğünün önemli olduğu söylenebilir. Kişinin hangi duyguları ne oranda kabul ettiği, hangilerinin kabul görmediği gibi etkenler duyguların nasıl ve ne zaman düzenleneceğine dair yol gösterici olmaktadır. Araştırmacıların görüşlerine göre birincil duygulara bağlı olarak ortaya çıkan ikincil duygular vardır (Greenberg ve Safran, 1990; Hayes ve ark., 2006, Tsai, 2007). Olumsuz bir duygunun inkar edilmesinin duygusal süreci zorlaştırdığı belirtilmektedir (Hayes ve ark., 2006). Patolojik problemlerin oluşmasında ve sürmesinde durumun değerlendirilmesi süreciyle oluşan yeni duygunun ana duygunun varlığından daha öncelikli hale gelmesi, duygusal katılığın ve duygu inkarının da etkisi vurgulanmaktadır (Greenberg ve Safran, 1990; Hayes ve ark., 2006, Mennin ve Farach, 2007).
Tepki değişimi duygunun açığa çıkmasının ardından verilecek tepkiyi düzenleme ya da değiştirme çabasını kapsamaktadır. Bu basamak duyguyu üreten sürecin en son basamağıdır. Duyguya bağlı gelişmekte olan deneyimsel, davranışsal ve fizyolojik tepkileri olabildiğince kontrol altına alarak düzenlemeyi amaçlar. Bunu başarmanın iki farklı yolu vardır (Werner ve Gross, 2010). Bunlardan biri dışavurumsal bastırma; duygunun ifadesinde ortaya çıkan davranışın engellenmesi yahut duygunun açığa çıkmasını eylemsel olarak ketleme şeklinde gerçekleşebilmektedir (Gross, 2002). Deneyimsel kaçınmanın kullanım sıklığı ve katılığı bireyin duygusal deneyimlerini inkarının psikopatolojik belirtlilerle açıklanabileceği belirtilmektedir (Hayes, 2004; Kashdan, Barrios, Forsyth ve Steger, 2006)
DUYGULARIN DÜZENLENMESİNDE BİLİŞSEL ESNEKLİK VE RUMİNASYON KAVRAMININ ROLÜ
Bireyin içinde bulunduğu duruma adapte olabilme becerisi, benimsediği düşünceden farklı düşünceleri değerlendirip tercih edebilme becerisi ya da problem durumlarına çeşitli çözüm yöntemleri üreterek yaklaşabilme kapasitesi olarak tanımlanabilir (Stevens, 2009). Bilişsel esneklik kapasitesi yüksek olan bireyler birçok seçeneği görür, yeni ve güç problemlerle baş etme yolu bulabilir, yenilikçi ve alternatif düşüncelere, fikirlere açık olup adaptasyon konusunda ustalaşabilirler (Gurvis ve ark., 2007). Duyguyu ortaya çıkaran uyaranların anlamını yorumlama, uyaranları yeniden değerlendirme ve uyarıcıya verilen dikkati yönlendirme gibi bilişsel stratejiler, duygu düzenleme biçimleri arasında yer almaktadır. Diğer bir deyişle duygular ve duygu düzenleme konularını bilişsel esneklikten bağımsız olarak ele almak olanaklı görünmemektedir.
Literatüre bakıldığında şemalar ve duygu düzenleme açısından yapılan araştırmalarda bilişsel esneklik kavramıyla karşılaşılmaktadır.
Çalışmalar göstermektedir ki bilişsel esnekliğin şekillenmesinde erken dönem çocukluk çağında bireylerin yetiştikleri ortam ve ortamdaki iletişimin etkisi vardır (Koesten, Schrodt ve Ford, 2009).
Bilişsel süreçlerde meydana gelen bu bozulmalar duyguların düzenlenmesinde anahtar görevi üstlenmektedir. Depresyona yatkınlığı bulunan ya da depresyonda olan kişilerin tepkileri incelendiğinde tek duygu kategorisinde reaksiyonlar verdikleri ortaya çıkmıştır (Murhpy ve diğerleri, 1999). Araştırmalarda bilişsel açıdan esnek olamamanın ruminatif düşüncelere sahip olmayla ilgili olduğu saptanmıştır (Genet ve ark., 2013). Kişinin yaşadığı problem durumunu çözüme kavuşturmak için eyleme geçmektense pasif halde yaşamakta olduğu duygu durumuna ve olası senaryoların sonuçlarına tekrarlayıcı şekilde odaklanmasıdır (Nolen-Hoeksema ve ark. 2008). Bilişsel açıdan esnek olamama ruminasyonu artırmakta ve bireylerin problemlerinden uzaklaşamamalarına neden olmaktadır (Davis ve ark.,2000). Ruminasyon, işlevsiz duygu düzenleme stratejisi olarak da kabul edilmektedir. Leahy’e (2002) göre; ruminasyon eğilimi olan birey duygu ifadesinde zorlanmaktadır. Ruminasyon eğilimi olan bireyler olumsuz duygularıyla da pozitif duygularından daha çok meşgul olmaktadırlar (Ehring ve ark., 2014).

KAYNAKÇA
Akan, Ş. (2018). Obsesif Kompulsif Bozukluk ve depresyon tanısı alan kişilerde duygu düzenleme süreçlerinin Grossun Süreç Modeline göre incelenmesi.
Anayurt, A. (2017). Duygu düzenleme ile erken dönem uyumsuz şemalar, bilişsel esneklik ve ruminasyon arasındaki ilişkilerin incelenmesi (Master’s thesis, Ankara Universitesi (Turkey).
Arnold, M. B. (1960). Emotion and Personality (2 vols.). New York: Colombia University.
Atalar, D. S., & Atalay, A. A. (2018). Ergenlik döneminde duygu düzenleme ve ruh sağlığı: Ana-babanın ve mizacın rolü. Bildik, T., editör. Ergenlik Dönemi ve Ruhsal Bozukluklar. Ankara: Türkiye Klinikleri, 84-90.
Baysan-Arabacı, L., Ayakdaş-Dağlı, D. ve Taş, G. (2018). Madde kullanım bozukluklarında duygu düzenleme güçlüğü ve hemşirelerin rol ve sorumlulukları. Bağımlılık Dergisi, 19(1), 10-16. Erişim adresi: https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/434540
Çelik, H., & Aydoğdu, B. N. (2018). Duygu odaklı terapi: Psikoterapide yeni bir yaklaşım. e-Kafkas Journal of Educational Research, 5(2), 50-68.
Dalgleish, T., & Power, M. J. (1999). Cognition and emotion: Future directions. Handbook of cognition and emotion, 799-805.
Davis, R. ve Nolen-Hoeksema, S. (2000). Cognitive inflexibility among ruminators and
nonruminators. Cognitive Therapy and Research, 24(6), 699-711.
Denollet, J., Nyklìček, I., & Vingerhoets, A. J. (2008). Introduction: Emotions, emotion regulation, and health. In Emotion regulation: Conceptual and clinical issues (pp. 3-11). Boston, MA: Springer US.
Ehring, T. ve Ehlers, A. (2014). Does rumination mediate the relationship between
emotion regulation ability ad posttraumatic stress disorder. European Journal of
Psychotraumatology, 5, 1-8.
Eisenberg, N., Fabes, R. A. ve Murphy, B. C. (1996). Parents’ reactions to children’s
negative emotions: Relations to children’s social competence and comforting
behavior. Child Development, 67, 2227-2247.
Eldoğan, D. (2012). Üniversite öğrencilerindeki erken dönem uyumsuz şemalar ve sosyal fobi belirtileri ilişkisinde duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolünün incelenmesi (Master’s thesis, Sosyal Bilimler Enstitüsü).
Er, N. (2006). Duygu durum sifat ciftleri listesi. Psikoloji Çalışmaları, 26, 21-44.
Field, T. (1994). The effects of mother’s physical and emotional unavailability on
emotion regulation. Monographs of the Society for Research in Child
Development, 59(2-3), 208-227.
Genet, J. J., Malooly, A. M. ve Siemer, M. (2013). Flexibility is not always adaptive:
Affective flexibility and inflexibility predict rumination use in everyday life.
Cognition and Emotion, 27(4), 685-695.
Greenberg, L. S. (2004a). Emotion-focused therapy. Clinical Psychology and Psychotherapy, 11, 3–16. https://doi.org/10.1002/cpp.388
Greenberg, L. S., Malberg, N. T., & Tompkins, M. A. (2019). Working with Emotions in Psychodynamic, Cognitive Behavioral and Emotion Focused Psychotherapy.Greenberg, L. S., Safran, J. D. (1990). Emotion in psychotherapy. New York: Guilford Press.
Gross, J. J. (1998). The emerging field of emotion regulation: An integrative review. Review of general psychology, 2(3), 271-299.
Gross, J. J., John, & O. P. (2003). Individual differences in two emotional regulation processes: Implications for affect, relationships and well being. Journal of Personality and Social Psychology, 85 (2), 348-362.
Gurvis, J. ve Calarco, A. (2007). Adaptability: Responding effectively to change. USA: Center for Creative Leadership.
Gündüz, B. (2013). Bağlanma stilleri, akılcı olmayan inançlar ve psikolojik belirtilerin
bilişsel esnekliği yordamadaki katkıları. Kuram ve Uygulamada Eğitim
Bilimleri, 13(4), 2071-2085.
Hayes, S. C., Strosahl, K. D., & Strosahl, K. (Eds.). (2004). A practical guide to acceptance and commitment therapy. Springer Science & Business Media.
Hayes, S.C. (2004). Acceptance and commitment therapy, relational frame theory and thirwave of behavioral cognitive therapies. Behavior Research and Therapy, 44 (1), 1-25.
Hoffner, C. A. ve Lee, S. (2015). Mobile phone use, emotion regulation, and wellbeing. Cyberpsychology, Behavior, and Social Networking, 18(7), 411-416. Erişim adresi: https://doi.org/10.1089/cyber.2014.0487
Kashdan, T. B., Barrios, V., Forsyth, J. P., ve Steger, M. F. (2006). Experiential avoidance as a generalized psychological vulnerability: Comparison with coping and emotion regulation strategies. Behavior Research and Therapy, 44, 1301-1320.
Koesten, J., Schrodt, P., & Ford, D. J. (2009). Cognitive flexibility as a mediator of family communication environments and young adults’ well-being. Health communication, 24(1), 82-94.
Martin, M. M. ve Rubin, R. B. (1995). A new measure of cognitive flexibility.
Psychological Reports, 76, 623-626.
Mennin, D., & Farach, F. (2007). Emotion and evolving treatments for adult psychopathology. Clinical Psychology: Science and Practice, 14(4), 329.
Murphy, F. C., Sahakian, B. J., Rubinsztein, J. S., Michael, A., Rogers, R. D.,
Robbins. T. W. ve Paykel, E. S. (1999). Emotional bias and inhibitory control
processes in mania and depression. Psychological Medicine, 29, 1307-1321.
Myers, L. B., & Derakshan, N. (2004). To forget ot not to forget: what do repressors forget and when they forget? Cognition and Emotion, 18, 495-511.
Northoff, G.,Heinzel, A.,De Greck, M.,Bermpohl, F., Dobrowolny, H.,Panksepp, J. (2006). Self-referential processing in our brain–a meta-analysis of imaging studies on the self. Neuroımage, 31 (1), 440-457.
Owens, M. ve Derakshan, N. (2013). The effects of dysphoria and rumination on
cognitive flexibility and task selection. Acta Psychologica, 142, 323–331.
Özakkaş , T. (Ed.). (2020). Psikodinamik, bilişsel davranışçı ve duygu odaklı psikoterapide duygularla çalışma, Psikoterapi Enstitüsü.
Southam-Gerow, M. A., & Kendall, P. C. (2002). Emotion regulation and understanding: Implications for child psychopathology and therapy. Clinical psychology review, 22(2), 189-222.
Stevens, A. D. (2009). Social problem-solving and cognitive flexibility: Relations to social skills and problem behavior of at-risk young children. Unpublished doctoral thesis Available from ProOuest Dissertations and Theses database. (UMI No. 3359050)
Tsai, J. (2007). Ideal affect : Cultural causes and behavioral consequences. Perspectives on Psychological Sciences, 2(3), 242-259.
Vatan, S. (2014). Duyguların, duygu düzenlemenin, obsesif inançların, düşünce kontrolünün ve bağlanmanın, obsesif kompulsif bozukluktaki farklı belirtilerdeki rollerinin incelenmesi.
Werner, K., Gross, J. J. (2010). Emotion regulation and psychopathology: A conceptual framework. In Kring, Ann M. (Ed); Sloan, Denise M. (Ed), (2010). Emotion regulation and psychopathology: A transdiagnostic approach to etiology and treatment. New York: Guilford Press.
Young, J. E., Klosko, J. S. ve Weishaar, M. E. (2003). Schema therapy: A
practitioner’s guide. New York: The Guilford Press.
Young, J. E., Rygh, J. L., Weinberger, A. D. ve Beck, A. T. (2008). Cognitive therapy
for depression. In D. H. Barlow (Ed.), Clinical handbook of psychological
disorders içinde (250-305). New York, NY: Guilford Press.